Saturday, April 01, 2006

İsmet Özel Şalom'a konuştu

İsmet Özel Şalom'a konuştu!

Yahudi cemaatinin haftalık gazetesi Şalom, İsmet Özel’le son şiir kitabı “Of not being a Jew” üzerine bir söyleşi yayınladı. İşte, gazetenin 15 Mart 2006 tarihli sayısında yayınlanan, Rita Ender imzalı söyleşi...

İsmet Özel ile son şiir kitabı üzerine
Of Not Being a Jew

Röportaj: Rita ENDER

ŞALOM - 15 MART 2006

‘Ondan kurtulduğum an/ bütün boyutlarımı/ kaybederim’ diyen İsmet Özel’le Yahudilik ve farklı boyutları üzerine söyleştik

En evvela Hayyam gelmiş ve şöyle demiş: "Ben ne camiye yararım, ne havraya! / Bir başka hamur benimki, başka maya. / Yoksul gavur, çirkin orospu gibiyim / Ne din umurumda ne cennet, ne dünya!"
Sonra Ezra Pound gelmiş "Salıver bizi, tükeniriz yoksa /Akıp duran tekdüzeliğinde/ Kara kuru baskıların /Ak kağıt üzerinde" demiş, ardından da kendi kağıdına yazmış: "Yahudi eşittir faiz, faiz eşittir kapitalizm, kapitalizm eşittir…"
Ve sıra İsmet Özel’deyken; Özel "Burada kalamazsın ve başa dönemezsin / gitmek zorundasın / kovalanan bir Yahudi gibi" diyor. Sonra bu dizelerini ve başka şiirlerini "Of Not Being A Jew" adlı kitabında topluyor.
Ve şimdi de bizimle bu kitabı hakkında söyleşiyor.

Yahudi olmak-olmamak nasıl bir durum ki, şiirinize konu oldu?

Şalom gazetesi benimle söyleşi yaptığında Liz Behmoaras "Kendinizi Yahudi gibi mi hissediyorsunuz?" demişti. Şu cevabı vermiştim; "Eğer mevsim kışsa kapalı bir hava varsa ve Anadolu yakasından İstanbul yakasına vapurla geçiyorsam kendimi Yahudi gibi hissederim." Sanki İkinci Dünya Savaşı’ndayızdır, buraya gelmek zorunda kalmışızdır ve burada hayatımızı devam ettirirken… Böyle bir his. Bunun temelinde Yahudiler’in Batı medeniyeti içindeki konumu ile modernliğin insanı mahkum ettiği yalnızlık var. Bazılarına göre modern kültürün hem efendileri hem de kurbanları Yahudilerdir. Çünkü Yahudiler belli bir düşünce tarzına teşvik ettiler ama o düşünce tarzı sonunda onların aleyhine döndü. Aydınlanma düşüncesi Nasyonal Sosyalizm olarak geri döndü. 18. yüzyılda Yahudiler’in alkışladıkları, dinden bağımsız bir fikri alan; önce Yahudi kültürünün daha kolay nefes almasına sebep olacağından desteklendi. Fakat bu alan o kadar genişledi ki, bu sefer Yahudiler’e yer bırakmadı.

Sizinle yapılan bir röportajda Yahudiler’in dikkate değer bir millet olduğunu söylüyorsunuz… Neden?

Yahudiler’in dikkate değer olması Antik çağdan başlar. Kudüs ile Atina arasında bir alışveriş vardır. Daha da ilginci; Batı medeniyetinin temeli kabul edilen Yunan medeniyeti gelişmiş kafalarını ancak Doğu’ya yaptıkları bir gezi sonucunda tasdik ederlerdi. Doğu’ya seyahat etmek demek bir bakıma Yahudi kültürüyle ilgi kurmak anlamına geliyordu. Günümüz şartları ve modern kültür söz konusu olduğunda ise; Yahudiler’in çok enteresan bir katkısı hatta armağanı var insanlığa: bütün şartlarda Yahudiliklerini korudular. Bu da diğer insanların kendi kimliklerini fark etme, sonra da donanma imkanı verdi veya bu hisleri uyandırdı. Yahudiler başından beri Yahudi olan ve olmayan ayırımı yaparak kendilerini bir alanda tuttular. Kendilerini bu alanda tutmaları öbürlerine "yahu bunların bir alanı var, benimki ne?" demeye sebep oldu. Bu hala devam eden bir şey.

Kitabınızın sonunda "John Maynard Keynes’ten Nefretimin Yirmi Sebebi" var. Aslında Yahudi olmak ticarete yatkın olduğunun düşünülmesi, talihsiz esprilere maruz kalmaktır zaman zaman... Bunların art arda gelmesi ilginç olmuş bence.

Aslında birbirinden kopuk şeyler değil. Keynes yaşayabilir bir kapitalizmin mimarı. Dolayısıyla bugün Yahudi egemenliği diye bir şeyden söz edilebilirse; edilebilir veya edilemez ama edilebilirse bunu kapitalizmden koparmak mümkün değil. Mesela İmmanuel Wallerstein‘ın ifadesi şu; "Dünyada işçi sınıfı olmayan tek millet Yahudiler’dir" Yahudi olmamakla kapitalizmin kurtuluşu arasında böyle bir korelasyon var. Aslında bu meselelerin başka açıdan tekrar düşünülmesi gerekir. Sovyetler Birliği çöktükten sonra kapitalizmin mutlak zaferi kazandığı görüşü yaygın oldu. Ama Sovyetler Birliği çöktükten sonra Sovyet topraklarından İsrail’e göç çok büyük boyutlara geldi. İç içe şeyler. Dolayısıyla hayatımız tasarlanmış programlarla mı geçecek yoksa biz insan olarak iz bırakıcı etkinliklere mi bel bağlayacağız? Bunlar neden önemli; çünkü içinde bulunduğumuz kültür Yahudi olanların da olmayanların da katkıda bulundukları bir kültür. Ama büyük Yahudi sanatçılarının hepsi evrensellik temasını öne çıkarmış olan, yani Yahudiler’in savunusunu yaptıkları modern kültürün de bir bakıma altını oyan bir ürün sergilediler. Mesela Kafka çok iyi bir Almanca ile yazdı. İbranice ile değil. Ama Kafka’nın bütün yazdıkları Yahudi kültürünün problemlerini merkeze alan şeyler. Ve aslında hesaplaşan. Mendelssohn besteci olarak neyi tercih etti; Yahudi ruhunu yüceltmeyi mi yoksa bütün insanlığa ulaşabilen bir dili keşfetmeyi mi?

"Pozitif hukuku boşver ben profesör Hirsch’in/ Yıllarca asistanlığını yaptım / Bu hazırcevaplığı sanırsın kimden kaptım" diyorsunuz…

Profesör Hirsch Türkiye’deki Kemalistlerden daha Kemalist bir anlayışa sahipti. Hirsch’in yaklaşımını öne çıkarmakla çok evrensel bir dili kullanmıyorsun, o dile başvurmuyorsun aslında. Ama sanki öyleymiş gibi yapabiliyordun. Öyle sağlam bir yeriniz vardı o dönemlerde. Şimdi hiçbir şey ciddiyetini korumadığı için bunlar sadece benim şiirlerimde kalın çizgiler olarak kalırlar. Türkiye’de görüyoruz, televizyon kültürünü. İnsanlar bir gün sonra unutulacak şeylerin hafifliğiyle meşguller.

Bundan kısa bir süre önceki dönemde ise insanların meşguliyetleri; siyasal görüşleri ve bu uğurda savunduklarıydı. Siz sosyalizmi savunanlardandınız değil mi?

Hayatımın on yılı sosyalist olarak geçti. Ama demek ki, çok belirleyici bir on yılmış ki; daha etkileyici oldu. Ben hem etimolojik olarak hem mana itibarıyla sosyalizmi karalamak taraftarı değilim. İlk sosyalistler Saint Simonculardı; önden ilikli gömlek giymezlerdi, gömlekleri arkadan ilikliydi. Çünkü giyinip soyunmak için bile başkasına muhtaç olacaksın. Sosyalizm demek birey olarak kendi başının çaresine bakmayı reddetmek demek. İnsanlar dayanışarak, yardımlaşarak hatta birbirlerine el açarak yaşamayı seçmelidir. Başka türlü yaşamayı seçebilirler ama o hayvan hayatıdır. Sosyalizmle hayatımın bir döneminin dolu olması bana rahatsızlık vermemek bir tarafa şükretmeme sebep olmakta.Ve bu dönemde bizim -Yahudileri kastetmiyorum- önemli şair, yazar, düşünürlerimizin yolu hep hapishaneden geçmiştir.
Ben geçmedim.

Belki de bu yüzden siz askerlikte yazdığınız şiirin öyküsünü anlatıyorsunuz sık sık...

Olabilir. Askerlik Türkiye’yi tanımamda zengin bir zaman parçası oldu. Ataol Behramoğlu o sırada Malazgirt’te askerdi, hapis cezasına çarptırılmıştı. Bir arkadaş onun "Yıkılma Sakın" adlı şiirini bana, Muş’a elden getirdi. Ben de uzun süredir şiir yazma sıkıntısı içindeydim. Ataol’a aynı başlıklı bir şiirle cevap vermek istedim. Hem asker hayatı yaşayıp hem şiirle yoğun şekilde uğraşmak mümkün olmadığından gittim revirde üç diş kökümü çektirdim. Ve üç gün istirahat aldım. Şiirime çalıştım fakat üç gün sonunda şiirim bitmedi. Sağlam iki dişimi daha çektirdim. Üç gün daha izin aldım ve şiir bitti.

Şiirin adı neden yazıldığı dilde olmadı? İngilizce olmasının olumlu tesiri oldu mu?

Bu kitabıma insanlar ihtiyatla yaklaştılar. Şiirin kendine mahsus özelliklerine sadık kalma konusunda ben görülebilen bir titizlik içindeyim. Bu da insanları tereddütte bırakıyor. İngilizce söylendiğinde etkili olan bir ifade. İkincisi; bir yabancılaşma efekti gerekli. Estetik bir zorlama var. Yabancılaştırma efektine muhtacız çünkü Türkiye’de ve dünyada açık sözün açıklığını ancak birilerinin kafasına vurarak gösterebiliyorsunuz. Bir şok yapmanız lazım.

Ezra Pound’a hayran olduğunuzu okudum, doğru mu?

Ona hayran olmaktan yüksünmem ama böyle bir şey yok. Ezra Pound ve Thomas Stearns Eliot 20. yüzyıl şiirinin inkar edilmez iki ismi. Fikriyat ve estetik yapı itibarıyla burun bükülemeyecek ürünler koydular ortaya. Ezra Pound’un şiirinin ötesinde de bir etkinlik alanı var. Amerikan vatandaşı ve bayağı bir vatanperver. Roma Radyosu’nda Mussolini’nin görüşlerini savunuyor. Ama bu İtalyanlar çok esaslı insanlar manasında değil, bir medeniyet tasarımı içinde meseleyi kavramaya çalışmış.

Yahudi medeniyetinin düşmanı
olarak…

Yahudi düşmanıydı. Çünkü Batı medeniyeti adına işlenen hataların Yahudiler’in eliyle işlendiği düşüncesindeydi. Şöyle bir yaklaşımı var; Yahudi eşittir faiz, faiz eşittir kapitalizm, kapitalizm eşittir… Bunlar Ezra Pound’un fikirleri. Neden hayran değilim? Çünkü o, Batı medeniyetinin sıhhatiyle meşgul, ben aleyhtarıydım.

0 yorum:

Digg Cinema

Free MP3 Downloads

 

Site Info

Belgeseller, belgesel, video belgesel, video belgeseller, video belgesel arşivi, çerkez ethem belgeseli, 28 şubat belgeseli, Adnan Menderes, 12 eylül ihtilali, Che Guevara, Deniz Gezmiş, Alparslan Türkeş, Sarıkamış Belgeseli, filistin, çeçenistan, Sultan Vahdettin, İbrahim Kaypakkaya, Kan uykusu

İzleyenler

BELGESELİ Copyright © 2009 BT Designed by Pie BT
    DISCLAIMER! We do not host or upload any of the files that are available on this Weblog. We merely search on INTERNET and index popular files openly available to anyone.